16 Nisan 2016 Cumartesi

Sesimi duyan var mı?


Selamlar,

Şu yaşıma geldim, blog yazmaya cesaret edemedim. Neden mi? Şu yaşıma geldiğim için olabilir. Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu. İnsan karşısında biri varmış gibi konuşunca, yazınca garip hissediyordu. Deli diyorlardı ayol. Ama bir baktık ki, internetin icadını gençliğinin bir parçası olarak hatırlayan bizler, sosyal medyayla sınav verir olmuşuz. Kim daha çok ilgi çekecek, kim daha çok like alacak, kim kendi psikolojik sınırlarını zorlayacak yarışır olmuşuz. En geride kalanlardan biri de ben olmuşum. Olsun. 


Ben yazmayı seviyorum aslında. İçimden kopup gelen kelimeler var. (Klişe alert!) Çıkmak, var olmak için heyecanlılar. Kimse dinlemeyince ne yapayım? Psikolog dediğin saat ücreti altın kuruna göre değişiyor. (altın mı hızlı Euro mu bu ara? Hiç takip etmem.) Yaz gitsin değil mi? Vaktim de var. Neden mi? Bir ton İstanbullu (böyle miktara dökmek daha kolay) hayallenip dururken ben Bodrum'a taşınıvermişim. Evim, bahçem hazırmış. Burada zaman yavaş akıyormuş, zaman gerçekten de göreceymiş, göreliymiş, göreceliymiş, hepsi doğruymuş meğer. Ah Einstein!


Kısacası buraya kusayım dedim naçizane. Tdk en büyük dostum olsun, -de'leri biliyorum da -ki'lerde biraz takılıyorum, hallederim dedim. Apostrof ne tatlı kelime değil mi dedim. 

En önemlisi de kendimi biliyorum dedim. ("Sen öyle san" mı dedin Buddha?) 


İlim ilim bilmektir 
İlim kendin bilmektir 
Sen kendini bilmezsin 
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne 
Kişi Hak'kı bilmektir 
Çün okudun bilmezsin 
Ha bir kuru ekmektir

Okudum bildim deme 
Çok taat kıldım deme 
Eğer Hak bilmez isen 
Abes yere gelmektir

Dört kitabın mânâsı
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin 
Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece 
Okursun uçtan uca 
Sen elif dersin hoca 
Mânâsı ne demektir

Yunus Emre der hoca 
Gerekse bin var hacca 
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

Şunları okuyunca ağlayabilirim. Öyle bir insanım ben. (Ben var ya..) Yunus Emre'ye referans vermezsem darılır mı bana? Ya da Elif'e? Şu an tanıdığım 3 tane Elif var, ikisini arayıp sorabilirim, biri haftaya nişanlanıyormuş, kafasını karıştırmayayım. 

En büyük karakter eksiklerimden biri devamlılık. Çiçek bakamam, kediler neyse ki mama kaplarını gösterip hatırlatıyorlar. Belki buraya yazmak minicik bir düzen sağlar, ha? "Banane lan?!" mı diyorsun? "Ben ne alacağım senden peki?" mi diyorsun, "Niye okuyayım seni" mi? "Gezecek misin, anlatacak mısın bana, ya da yiyecek gösterecek misin"? Gezmeyi severim, ama yemeyi hayır. Yemek fotoğrafı görmezsin burada, muhtemelen. Bilemem tabii, Vedat Milor takip eder de "Gel Hollanda'da bir gouda yiyeceğiz, aklın durur" derse görürsün elbet. Evet, burada da bir cehalet örneği olarak, Dünya'da peynirin en iyi nerede olduğuna Wikipedia'dan bakmak zorunda kaldım, en yüksek üretim miktarı ya da en yüksek ihracat miktarı zeki (?!) bir mühendis olarak mantığımı kesmediğinden sağ taraftaki fotoğrafta ne varsa bir romantik olarak onu seçtim. 

İlk yazı olarak uzun ve fazla anlaşılmaz mı oldu? Şarap şişesi boşaldıkça daha zor mu yazmaya başladım? Cumartesi gecesi yazılan blogu kimse okumaz mı? İstatistiklerden takip edeceğim, kaçamazsın. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder